Gerekirse Yazarım76 yorum var - 2 gün önceisteklerimi az-çok dile getirdikten sonra sabırla olmalarını beklemeye koyuldum. lakin bu bekleyiş beni sinirlendirmeye başladı. peki ben bu süreçte yıkılacak biri miyim? tabiy ki deyil. ama bir takım şeylerden de kıllanmıyor değilim. ey okuyucu olur mu deme sakın. birazdan yazıya dönüşecek şeyler; olur mu olur... belli başlı yerlerde uygulananan içki satış yasağı gibi yılbaşına da kutlama yasağı getirilip, gencecik insanların ölmeleri engellenir! yasağa uymayanlar, kendi hallerine bırakılıp " doğal " yollarla ölüme terk edilir. ya da kaçak kuran kursuna yazdırılıp " şehit " ! edilir. baykal çarşaf açılımıyla yetinmeyip ümmet açılımına, teyyip kömürün yeterince zehirlemediğine kanaat getirip bedava doğal gaz dağıtımına, israil " lan bu çocuklar tek mermiyle ölüyo " deyip, filistinden sonra tüm arabistana, fettuhlan gülen cami yangınlarını durdurabilen göz yaşlarıyla tema ya, yıldırım demirören bjk maçlarından sıkılıp " ıssız adama " gider mi gider... fılaş tividen sonra diğer kanallar da işsizliğe merhem, kanal 7 den sonra trt gerçek kesitlere yelken, meclis, hastanelerden sonra polislerin rahatlıkla biber gazı atabilecekleri bir mesken olur mu olur... arka sokaklardan bahsetmiyorum bile! tersane çalışanlarının ölümlerinden,sömürülen emeklerden, krizin teğetliğinden, işsizliğin psikolojikliğinden, iş verenin göt verenliğinden, her günüyle ayrı ayrı övünülen tarihten payımızı alırız. bitirirken; "alevlerin etrafında fırdolayı dönen zeybekler... olmaz mı? 18 yorum var - 5 gün önceTanıksız duygularının önüne geçtiğinde duyduğu en derin kaygı, iç sesinin soluk alışına ihanetiydi... Kalanların, gidenlerin el sallayışlarıyla serinleyen yüreklerinde, iyilik kolay, adalet güç oluyordu. Hangi ağaca sarılınsa, ağaç için iyilik, serin gölgeye aç ruha adaletsizlik doğuyordu. Güneşe karşı sarıldıkça, gölge, ruhun ardında kalıyor. Düşü olağan kılan gözlerini dikiyor insan, dallarca asılı gerçekliğe, gerçeklere... Çok değil, ilk dokunuşta düşüyor ilk öğüt kendi gölgesine. Eğiliyor... İlk rastlayışı değildi. Renkli, sırçayı andırır, karanlıkta seçilişi kolay, dağılışı adil, iyilik için derlenen, sanki gölge tesellisi ışıklı, olur ya havasında düş şu ayak uçlarına dokunan... Sıcacık elleriyle kaldırırken yerden tekerrürünü, aniden durdu. Sonra; Terkisinde sakladığı ilacı aldı, hırsla sürdü yaralarını teğet geçerek, tarihi tekerrürden oluşan huyuna... "merak ettim denedim; yakışır mı jilet, dudak arası kadar, 32 yorum var - 27 Aralık 2008 22:43Sevgili elestirel in duygularıma tercüman olduğu israil ile ilgili yazdığı yazıdan sonra birşeyler eklemek geldi içimden... http://elestirel.sosyomat.com/blog/2568751 Tarih boyunca bu tür vahşetleri insanlığın yüzüne vuranlar, bunlara göz yumanlar ve bunların yapılışında haklı sebepler bulanlar insanlıktan nasibini almamış, kansızlık abideleri olarak örnek teşkil etmekten daha öteye geçemeyeceklerdir. İzledikten ve insanlığımdan utandıktan sonra aslında yapılacak çokta fazla yorum kalmıyor kanın donması bu olsa gerek... Vahşet... ve sürekli var. neden ki? yani doğmadan milliyetini, dilini, dinini, annesini, babasını ve doğacağı yeri seçebilen bir insan evladı olabilmiş mi ki? sürekli bir savaşa ve kıyıma doğuyor insan. ki bu da seçiminin dışında. Dışında kalmak mümkün değil gibi sanki bu sahnelerin. Senelerdir, Rum -Türk, Ermeni - Türk, Kürt - Türk, Arap - Türk, Yunan - Türk... sürekli nifak, bir geçimsizlik. Diğer taraftaysa Bir İngiliz, bir Alman ve bir Türk lü fıkralar... Akıtabildiğimizde kanı, tercih ediyoruz göz yaşına. keşke her biri fıkra olsa. Soy ağacı taşlamayı marifet sayıyoruz. Meyvelerine ulaşmaya, boyumuzun yetmediğinden olsa gerek. düşmesini bekliyoruz yere, beğenmediğimizde rahatça tekmeleyebilmek için. Tartışılabilir tüm gerçeklerimizi teğet geçiyoruz hamdolsun. tenhaya çekiyoruz yazılan, çizileni geç saatlerde.ve yitiriyoruz kimini faili meçhul de, kimini meşhur da. Balonlarla geziyoruz. hiç çocuk olamayaşımız aklımızda... balonlarımız var elimizde... uçmaya ve patlamaya hazır. içleri pişkinliklerle, yüzsüzlüklerle dolu oysa. Gaz uçar da laz uçamaz mı dayız hala... Kanat çırpmaya korkuyoruz şehrin gri, kalitesiz havasında. biliyoruz ki bu havada kanat çırpmak ziyan ! akla. Manzaralara anlatasım var derdimi. Dayanamıcam; Isırcam Kendimi ! 33 yorum var - 18 Aralık 2008 23:40televizyonun tüm suratsızlığını atıp hayatlara ayrı bir renk(!) verneye başladığı yıllarda benim rengim atmaya başladı. evet ilk okulumun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarından bir gün eve geldiğimde attı ilk rengim, ay ti ti nin karizması karşısında... deli gibi izleniyordu. zenginler, dallas,yalan rüzgarı, hayat ağacı... bunlar yetmez gibi beverly hills yakalamıştı bizleri ensemizden. Yuinklerin ev hali, hayat ağacının siyah/beyaz yaşamı, yalan rüzgarının entrikaları, zengilerin de ağlayabilmeleri ilik ilik işlerdi beynimize. yerli yersiz ilişkilere de konu olmaktan, örnek teşkil etmekten de geri kalmadı bu diziler. kendi dizimizin içinde konuk oyuncu kıvamında alkış aldı bu tiplemeler. konularsa zaten hep anonimdi. derken; pazar günleri bizimkiler dizisinden önce banyo yapmamış çocuğa kız/erkek verilmemesinin bir çığ gibi büyüdüğü günler geldi.sonra, komşuluğun ve insanlığın henüz ölmediği, geçenlerde 3 m li migrosta sırasını yaşlılara verirken görüldüğü mahallenin muhtarlarıyla ruhumuzu okşadık.. gelenekçiliğimiz ve kaderciliğimizin yüzümüze vurulmasıyla şenlendik. kahramanlar bekledik ki gecikmedi. süper bir baba yakışırdı boğaz manzaralı düşlerimize ve boğaz düğümleyen acılarımıza. kendimizden birşeyler bulmalıydık. ki sofraya bir tabak da bizim için konulması ancak bu şekilde sağlanırdı prime time sohbetlerde. tükettik... kahramanlıklar değişti. beklentiler ya da. ya da banane. ya da her neyse... aşiret dizileri, deli yürekler, asi bedenler, kurtlar vadileri, eşşek cennetleri, binbir gece masalları, hiçbir gece gerçekleri... birileri bir şeyler buldu, bi şekilde özümsedi... peki yetindik mi? tabi ki hayır... sezonlaşmış, enternasyonel kahramanlardan daha nasibimizi tam alamamştık. sex and the city, the sopranos, galactica, nip / tuck, heroes, senfield, buffy the vampire, 24, ally mcbeal, prison break ve daha adını anmadığım nicesi sizleri de unutmuş değilim. her birinizin, ben de ayrı ayrı zaplanmışlığı vardır... lütfen mazur görün; lost lost diye nicesine sarıldım benim sadık dizim kaygısızlardır ! 89 yorum var - 13 Aralık 2008 22:12İnsan oğlu doyumsuz... İsteklerin, olanaklarla sınırlı olması kimin umrunda? benim de isteyceklerim var ! Umrumu sırtımdan atıp sınır tanımadan istiyorum... hem de hemen; benim hâlâ umudum olsun, bu yazının konusu tamamen hayal ürünü olsun, işsizler ordusu lağvedilsin, ibrahim erkal ın saçları kesilsin, melih gökçek belediye başkanlığını bırakıp damacana su işine girsin, vergi versin, ümük versin, can versin... oto parklara başı kapalı da girilebilsin, kenan evren ölmesin şeker de yiyebilsin, gülşen in şarkı söylemesi, ibrahim sadri nin şiir yazması, ibrahim üzülmez in futbol oyması yasaklansın. ibrahim adındaki kişilerin ünlü olmaları engellensin, cansız manken vahey domates yesin, erik yesin, hareketlensin, hüseyin üzmez bize gelsin, olmadı dize gelsin, itirazı olan beri gelsin ! g noktası sabitleşsin, ki aşk olsun, cennet anaların ayakları altından kaldırılsın, çocukların ulaşamayacağı yerler beyan edilsin, 3 aşşağı 5 yukarı deyimi kısaltılsın, direk 4 olsun, küçük şeylerden mutlu olanlarla, küçük şeyleri dert edenler buluşsun, deniz baykal onlara açılımda bulunsun, bir yastıkta kocansın, tek celsede boşanılsın, polise kimlik sorulsun, uygun ortam olursa makas alınsın, faili meçhuller çözülsün, yapanlara da " kimlik " sorulsun, bu son paragraf olsun, rekorlar kırılmasın, en azından sonrasında gönülleri alınsın, daha da ileri gidilsin, 3 çocuk yapılsın, adları recep, tayyip ve erdoğan olsun, başbakan olsun, kadrolaşsın, tansu çiller siyasete geri dönsün, trabzonu il yapsın, mardin kapı şen olsun, erman toroğlu nu yorum yapması yasaklansın, halam zayıflasın, 1-2-3 yetmez 4-5-6 olsun Metin, Ali, Feyyaz koysun, Beşiktaş ım şampiyon olsun, 6+2 kaldırılsın, 8-2 uygulansın, avrupa birliğine girilsin, sırf ibnelik olsun diye hemen çıkılsın, çift okeyle açamamak cezalandırılsın, papaz kaçmasın, kız kaçsın, oyuna heyecan gelsin, king öğrenme yaşı 7 ye çekilsin, rıfkı ya saygı duyulsun... ey okuyucu; olsun mu olmasın dert size uğramasın, dertler benim, çile benim, mutluluk sizin olsun lan. Ummam artık olanlar böyle olsun, Yeni çağda mızrak çuvala girsin ! 74 yorum var - 28 Kasım 2008 00:47Başbakanın her fırsatta " en az 3 çocuk yapın " diye talepte bulunması kafama takılmıyor değil. Açıklamaları pek aydınlatıcı ve samimi değil gibi hissediyorum. kendi hesabıyla 2037 yılında " yaşlı nüfus " a dönüşecek şimdiki nüfustan bir umudu mu yoktur, içinde bulunduğumuz ekonomik refah(!)tan mıdır, yoksa enflasyon kadar zararlı deflasyon yaşamamızdan mıdır bilemiyorum. Birçok kez Almanya, Avustralya v.b gibi ülkelerin evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı teşvikleşmesini kendi talebiyle orantılayan başbakan, en büyük batılaşma sürecinin de adımlarını atmış oluyor sanırım. Yoksa başka hesapları mı var? Mesela; Hızla artan kürt nüfusuna karşı, kendi kitlesinden bu nüfusa karşılık bir sayı mı bekliyor? Neden olmasın? Son zamanlarda artık iyice ayyuka çıkan bir dtp-akp kavgasından da bu isteğini yinelemiş olabilir. Ama bu uzak bir ihtimal. Yani başbakanın 3 çocuk istemesi gibi fantezi. Ya da; Olası 15–20 sene sonraki ab üyeliğinde, başbakanın da altını çizdiği gibi avrupadaki genç nüfus eksikliğinden oluşabilecek iş gücünü, benimsediği kapitalist mantık eşliğinde vatandaşından istediği 3 çocukla mı kapatmayı planlıyor? Biraz daha fantezi; Ümmetçiliğin tekrar kan toplaması için olabilir mi? Ve bunlara benzer birçok soru... Bunlar dahil ya da değil, gerçekçi bir yanıt ve amacı duymak, ve bu süre içinde de senden çocuğum olsun istiyorum. Hem de en az 3 tane. 71 yorum var - 17 Kasım 2008 21:07Orijinini seçme şansı olmadan gelir insan dünyaya… Ve tabi doğduğu yeri. Cinsiyet ve eşkâle bakılır önce. Ahh doru olmalı… İlk nefes, ağlama, gülme… Emekleme, ayağa kalkma ve düşme… İlk kelime hep baba. Oysa orijin annedir. Emekleme atlatılıp kalkılır ayağa. Merağın yerini korkular alana kadar başı boş dolanılır iç pistte. Aksesuarlar hazırlanır. Kiminin hakkı dil bağı olur, kiminin kapalı gözlük… yer yer kulaklık… çullu çulsuz çalışmalar, kendi halinde sabah gezintisi, uzun bir galop, ardından kısa sprint… Yarış provalarında hazır olmak yetmiyor ki… Ya startta kalırsak? Her metresinde teşviklere cevap vermeli… Arttırarak, mermi gibi girilmeli potoya. Ki bir çarpı atılsın bakılınca totoya… Padokta sinir, starting boxta hassaslık ve aşırı ter… Yoruldun mu? Yapma… Daha koşmadık bile. Seyisinin kontrolünden, jokeyinin ellerine bırakılan bir cansın. Ekürin varsa şans. Hayata fedai koşacak. Ki bu son düzlükte en az 1 saniye sermaye demektir sana… Atlar starting boxta yerini aldı,beyaz bayrak kalktı ve; Yarış başladı… Maiden... Ayağınız düz bassın. 52 yorum var - 26 Ekim 2008 20:03hepimiz her şeyiz... Birkaç gün önce sevgili daksil in bana kurduğu; “ hacı şu hepimizhiçiz kalıbından kurtul artık “ cümlesi aklıma feci düştü… Kendi seçimimin sadece hayır dememek olduğu bir kader doğrultusunda balık avlamak üzere hafta sonu Foça ya gittim. Güzel yer… rüzgar, deniz, taş evler, tarih v.s. hani böyle hayal gücünün tavan yaptığı, keskin beyinlerin emekli olunca, ya da parayı bulunca yerleşmek isteyecekleri türden bir yer… imrenmeyi ancak bu şekilde sabote edebilirim sanırım.düşünmeye elverişli... Kurtulayım hacı; Önce şöyle bir bakınayım… manzaraya… 4 açmaktan ziyade dikkatimi toplamak için kıstığımda gözlerimi, çarpan pek iyi, heveslendirici, ateşleyici, mutluluk verici ve savunulası olmayan bir manzara bir hiç için. Yani benim için.. yani sizin için… Sosyal adaletsizliğin tavan yaptığı, şehvetin tırnağının ucunda olduğu, inancın inanç değiştirdiği, kolay kazanılan edinimlerin, kolay harcanmaların bollaştığı, işsizliğin, silahlanmanın arttığı, eğitim ve sağlık sistemlerinin çökmeye ramak kaldığı, kadrolaşmanın, teslimiyetçiliğin kendini bulduğu, yaşama hakkının sadece tesadüflerle sağlandığı, insanların sindirildiği, emeğin sömürüldüğü, sokak ortalarında, otellerde, meydanlarda, gözaltılarda faili meçhullerın zehir gibi yayıldığı, yapanın yanına kar kaldığı, davul zurnayla hapsedilip!, çıkışında kurbanlarla karşılandığı, özendirilişle dirilişin sakat bırakıldığı, ve daha nicesinin sayılabileceği alabildiğine geniş ve derin bir deniz… Reklam arasında diğer kanaldaki diziyi takip etmeyi en büyük fırsatçılık sanan, delikanlılığını sokaklarda omzunda, evinde bilgisayar karşısında, parmak uçlarında taşıyan, rivayetlerle yaşamaya alışmış, kendini şükretmeye alıştırmış, kaderci ve kederci, çift okeyin birini rakibine ikram eder misafirperverlikte, tecavüz ettiğini öldürecek kadar utangaç !, ya da koca olacak kadar fedakar!, en az 3 çocuk yapmanın peşinde, medeniyetten geçtim insanlıktan nasibini almamış, stepnesi levye, ağzı, avuçlarında taşıdığı apış arası ile dolu, tek gerçeği olan geçmişi ağzına sakız, her balonda yüzüne yapışmış… fikri sabit, masallarla büyümüş, mucizelerle inandırılmış, yalanlarla kandırılımış, kaderine terk edilmiş, birilerinin seçimi olmuş, birilerini seçmiş olmuş, nerden geldiğini anlamadığı tokatlarda baba şefkati aramış, her kucağa alanı anne sanmış, …........ .... eee Yeter sıkıldım ! Bana bakın; Ve biriniz bana bu manzarasızlıkta, hiçlikten öte bir statü katın.. Hem de hemen! 45 yorum var - 07 Ekim 2008 23:02hepimizhiçiz... sanal alemin herhangi bir yerinde yaşadığınızı veya var olduğunuzu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.... bu yüzden hepimizhiçiz işte.... eğer bir alem varsa o da nefes alıp verdiğinizi hissettiğiniz yerde vardır.... Ve ben; Hızlı koşarım, kaçak oynamam, bakar ve görürüm. Açık oynayanı kırarım sadece. Pişman olmam.. mars belki…olsam da pek koymaz.. bulaşık yıkar rahatlarım. Her 3-1 kapı almaz… Çoğundan şanslıyım. Bir çoğundan şanssız. Aklıma geldikçe konuşurum. Bir başkası ile... Hiç bir şey düşünmediğimi düşündüğüm zamanlarda anca… Zimmetli mal ların hastasıyım. Çok güzel tren taklidi yaparım. Ki samanlık seyran olur izleyene. Makas alırım ayrıca. Yeri gelir çiğnerim lakin yutmam. An gelir tükürürüm.duygusalyalarım… Ki yalayan mutlaka olur. Kiminin kaderi kiminin seçimi olurum… Tüm fotoğraflardaki benim. At dahil. Kum-çim ayırmam, mesafe yadırgamam… 1000 / 1.04.00 400 / 24 ÇR yaptıysam geçilmem. Yeri gelir tek olurum. Bazen efg… çoğunlukla mbh… çatıyı hak getire… gelen mesajlara bakıyorum… takipteyim. Şaka lan şaka. Gamze deyim şu ara… deva ? haha Gülerim… Ve ben; Neden ben? Harf sevmem rakamın hastasıyım… bakınız nasıl da hastasıyım… 3…2…1… Gerekirse yazarım Gerekirse yaşarım. 23 yorum var - 03 Ekim 2008 21:59hepimizhiçiz... Her mevsim sıcak elli, genzi ıslak, dudakları kuru ayaz, seyyar bi rehavet bu dolanan sokak sokak… Sonunda hazırız… Dokunması imkansız, bakılıpta görülemeyecek bir emek sürülmüştü bir babanın gözlerine evden çıkarken.. yorgun bedeninden ellerine akan yoksullukla çıkılan gece, bir öğünde bitmiyordu. Oysa umutlar en fazla 1 öğün taze kalıyordu karı, koca ve çocuklu sofrada… Alından yere düşmesi beklenen ilk teri alıp fırlattı siftah niyetine yerine adam.. ve geçti yerine. Tanıdık yüzlere verilen aşina selamlar ve mecburi gülüşlerden sonra serilir tezgaha varlık…sabırla beklenir ilk damla. Her bakışta umut dolan cebine biraz karın tokluğu doldurmanın peşinde adam. Koca bir ev umutla doyamıyordu… Sterilliğinden şüphesiz tadına bakıldığında düşlerin, karın tokluğunun mutluluğu düştü adamın yüzüne…akla takılan tek sorunun elin kiri… kimi hazırlıyordu kimiyse alıyordu.. El değmeden hazırlanması mümkün mü hayalin? Gülmeden geçemiyordu dönerken sofrasına… haddinden fazla steril alın terini son kez silip susturdu yazık bakışları… Ne yapalım ekmek parası… 53 yorum var - 28 Eylül 2008 22:06hepimizhiçiz... Tek eşitliğin dağıtılan kart sayısının olduğu masada, uğur getirsin diye bakmayı sona bırakıyorum… elimi… Oyun kanlı… Yüzü unutulmuş bir sürü erkek elinde…ve bir kaç as… çoğusu maça ve sinek. El, çok yüksek…ah koz oynamalıydık…ne desem yer bu elin. En az cezayı bulmalı… Rıfkı olmaz…el verecek, el kaçarın yok. kupanın papazı bende…320… en ufağı 4 lü ki son 2 ye gebe…360. bölüşürsek ne ala… kız ve erkek bir birine bakar… Kupa, kırık dökük… Ceza; Yemenin korkusundan çok, hevesini almasından korkuyorum. Düz okunur eller, altına girilen kağıtlar, üstünden gelinemez cezalar, üstüne oynanan oyunlar, hayali gönülde el kapamalar… Göz göz gezdiğin masada karonun en küçüğü bende… İyi bak eline… El almaz… 16 yorum var - 24 Eylül 2008 18:34hepimizhiçiz... Gece, bu kez kötü pudra seçmiş... ve en çirkin sesiyle üflüyor sabahı. Yüze… Ben; en koyusuna adıyorum kendimi... günahlarımı çıkarıyorum... un-ufak edip bedenimin her hücresine yerleştiriyorum... arınıyorum kurduğum tüm günahlardan… yeni bir günah için.. Söyle; Astronomik karın gurultusu tam olarak kaç kalorilik bir ruh gıdası en karanlığında? Kemikleri sayılır kaç ekmek çiğnenmek için bekliyor sofra kenarında…bedeni iki öğün arasına sürülmüş, dili çatal aralarında, düşleri daha ocakta bir yürek kaç öğün oyunla gelir bir araya? Ve ; Tüm kurgulanandan öte, adının tuzu-biberi olduğu, utanmadan, çekinmeden, elle, yanaklardan aka aka, bölüşüle bölüşüle, koparıla koparıla kenarlarından en fazla kaç kırıntı etti bedenin… Söyle, Kara ! Ben doydum. 40 yorum var - 13 Eylül 2008 23:40hepimizhiçiz. Bir kalem kağıttan çok ötesi vardı elimde. Duymak isteyeceklerini yazacak. Hangi dilde, kaç satır, kaç kelime gerçeğin? Kaç fotoğraf var içinde masalının ve kaç kahraman resimlendi sayfalarında aklının? Kaç mürekkep ıslattı bedenini ve kaç parmak izi kaldı sayfa uçlarında… evire çevire okunulurken… Bir hikaye olamadan, anlaşılamadan en kötüsü bir de, kaç kez saklandın tozlu raflar arasına? Kaç göz gezdi alıcı gözüyle kapağında ve kaç “ el “ silkti üzerinde biriken tozu? Kaç anının altı çizildi, kaç seçiminden dersler çıkarıldı kahve eşliğinde. Kuru kuru gitmeyecek hayatın kaç sigara, kaç çay, kaç uyku içirdi gecenin kör karanlığında? Ve kaç öğün üzerinde yenildi umutlar tadını bırakarak damaktan ziyade bıyıkta? Ve kaç manzara izledi ömrün, kıç altına alınıp, denize nazır, martıya eş, mutlu son bir kıyıdan… ki bakmak görmeyi hiç getirmiyordu oysa. Hep bir karartı vardı önünde…ah hep son bahardan. Bulutlarıyla geziyordu. Ve üstelik tümü karaydı. Eli kulağında, en son yağdığı yerden çıkardı ayracı hayat. Genzini temizledi ve tükürdü sularına yakamoz bir Lâl ve sayısı meçhul bilmem kaç; Eşkal ! 49 yorum var - 05 Eylül 2008 22:46hepimizhiçiz… " Zaman, saatin sadakatine esir…" Pek de romantik olmayan bir sağanağa yakalanmıştın ilk gördüğümde. Üstü kapalı anlatımların altına gizleyip seni, dakikalarca bekledik dinmesini. Sıkıntıyı içine çekmenle bir oldu kesilmesi. Saniye kayba tahammülü olmayan, ömrü yağmurlara gebe, teni bahara aç, gözleri yangın bedenin attı ilk adımını gülümseyerek hayata. Bastığımız yer meydan… Kucağında milyonlarca kahramanların avutulduğu alanlara diktin gözlerini. Kılıfından çıkarıp hırsını, salladın adım atamazlığa ilk kelleyi almak için saklandığı şefkatten. Iskaladıkça terleyen ellerin, kınına sığmayan bakışlarının kaymasına sebep oluyordu… ki hedef göze alınan tek gerçeğindi. Gözlerini dört açmak için kıstığında gözlerini, sıkıştı arasına isabet bir kurşun… Uçuruma yuvarlanırken seri bir katlin başlangıcını karşılıyordu avuçlarına topladığın sözcük arası sabıkaların. Çığlık çığlığa bir ayazdı ve sen ümitlerini eline alıp yüreğine sapladın. Plastik bir zamanı vurdu titrek saatlerin kara yazgısı.. Ve saplandı ruhuna birer birer her tik/tak. Nefes almak; Kızıla çalmış bir geceyi kondurmak gibiydi asfaltın orta yerine.. Topladın gördüm!! Sesinin küllerini kandiller ışığında.. Sancıdan kıvranan yüreğine bir bıçak sapladın. Ve ben ordaydım.. Ortasındaydım bir yürek çarpışmasının Önce bana, sonra yüreğine doğruldu kelimelerin kınından çıkıp. Tanıksız, tanımsız, tarafsız.. İnsanlığına bahşedilen ar damarından öte ayazdı yanaklarını kızartan… Şimdi canını yakan her faili meçhul; Faili meşhur 24 yorum var - 02 Eylül 2008 22:38hepimizhiçiz… Ey leyl; Buna dünya derler. Teni toz duman kaplı… üstüne basılan toprağın adı ecel. Yağmurlar ıslatır göğsünü, eşiklerinden akar şamata. Vadilerinde çınlar hayal, denizinde kaybolur umut..ve acılar teferruat… gölgemiz, önünden geçemeye korktuğumuz çukur. oysa biz hep geçmişiz... Ah Leyl; bir urgan biriktiriyorum içimde, geçmişimi sallandırmak için.... içimde bugüne dairliği barındırmayan, küçük kulaçlar atacağım bir nehir yaratıyorum… an'larımı suyunda boğmak için... Ben ki Leyl; 4 mevsimi sıkıştırıyorum düşlerime… şaşkınca… elime yüzüme bulaşıyor yaz bahar… hep sert ve tekin bir kış gecesi üstüm başım.. bakıyorum gece Leyl, bakıyorum boran… Of Leyl; Dizlerimi kanatıyor pişmanlıklar. Simsiyah bir kan akıyor ki Leyl, gören çok yakıştırıyor sararmış benzime. Bu esmer yüreğe reva mı Leyl. Al kan doyamadan buğday tene… koşuyorum Leyl… arkama dönüp baktıkça önüme düşüyor kabuğu… basıyorum istemeden.. kanıyor Leyl… Ey Leyl..! Gel Leyl; karanlık bizi çağırıyor… 25 yorum var - 25 Ağustos 2008 00:16hepimizhiçiz... Onlar' a... Ben 3 kez asıldım… Bir sesli düşünüşün damar damar attığı meydanlara indim. Bir elimde umudum, diğerinde onurum… Hiç yitirmedim omuzları… İnandım… Ki inandırabilmek için gerekliydi… Ben koştum. Bir omuzdan bir omuza. Ölümü yenmek için… Sesime toplandı binlerce ölüm. Yollara düştüm…Kara saplandı düşlerim. Avaz avaz bağırdım bağımsızlığını ülkemin… Ben en çok dar ağacında sevildim. Bir pis sırıtışa meze olduğum saatlerde doğdum ağlamaklı gözlerde. Yanaktan geçerek gittim kalbe. Ben en çok orada sızı oldum, genç ölüşüm bahane…Ben sevdamı rüzgara astım. Ben hiç korkmadım… Ben sokak ortasında vuruldum… Sistemli bir kıyımın ilk adımı oldum. Bir zaferin diyetini ödedm bedenimle. Sevdamdı bedenimden ayrılan ve onurumdu yere akan kan. Başı boş ruhum can buldu faili meçhul sokaklarda… Ben düşürüldüm hain bir pusuya , yalım yalım kurşun kokan… Ellerimde yağlı urganların izleri. Yüreğimde mavzerin kanlı gölgesi. Halktan alınanı halka vermekti sevdam. Bir halk/a daha eklemek zaferin göğsüne. “Kızıl” bir geceye aktı damarlarımdan süzülen. Ve ruhum katık oldu direnişin peşine.. Ben geceye itildim, bir pencere önünde, kirlenmiş eller tarafından.. Bir yazın ortasında, kan deryasına döndü bedenim. Susuzluğunu giderdi, karanlık gölgeler kanımla. Düştüm, gerçeğe döndüm. İsyan günlerinin ilk kaybıydı yüreğim. Ben “özgürlük” diyordum, özgürlüğe uçtum. Elimde şanlı bayrak, göğsümde yola adanmış sözcükler… Benim hayatımı okumak, hayatı okumaktı. Ve o hayat tohumdu dalgalanan halk rüzgârında, düştü toprağa. Ben o topraktan binlerce kez doğdum 21 yorum var - 22 Ağustos 2008 13:32hepimizhiçiz... “ Genç olmak zaman alıyor. “ Kimbilir belki de bundan sürekli düşe alışım tüm vakitleri… hep rüyadan uyanıp da gerçeğe yakınlaşma isteği… ya da gerçekle yüzleşmek isteyişim… yanlışa meyil vermişim, aksın düşüme terin diye… Arıyorum, aradıkça kanıyorum…Kandıkça kanıyorum… bileklerimden süzüleni görmüyorum… Aslında ne aradığımı bilmiyorum… Ellerimde biriken kararsızlıkları etrafa savuruyorum…Ve atıyorum ruhumu sokakların mazeretsiz, hesapsız, ipe sapa gelmez birikmiş suskun kalabalığına… Görebildiğim en uç noktaya kadar bakıyorum. Aklının alamayacağı Tüm manzarayı katıyorum artık içine düşlerimin… ama olmuyor.. diktiğimde gözlerimi keskinliğine, burnumun ucuyla yer değiştiriyor ufkun… göremiyorum… bakıpta görememek ne acı…düşününce… Oysa, zehirlenmiş bir acıyı atıyordu beden “sen”le. Düşün/ce… İlla ki düş/meli topraklarıma görebilmen için. Gözlerinin daldığı anlar düşüyor gözlerimin önüne. Dil uzatışın kalbe, yüz çevirişin geçmişine…lokma lokma ellerinle ağzına götürdüğün sözlerin, bir damlada yutkunuşun ve adı sadece her sevişmişliğinde geçen pişmanlığın birde…utangaçlığın burnunun ucunda…Ama en güzeli manzara... Bir kez olsun dene; Avuçlarının arasına al beynini, düşle… koynuna al, ısıt utangaçlığını… ıslat terinle, sararmaya yüz tutmuş dişlerini gezdir üstünde… ah hep sigaradan oysa… bir kez de pişmanlığın için yak tütünü saçlarından koparıp…zaman kaybetme… dumanı üflerken konuş düşünle…korkma yakamaz közü üstüne düşün/ce… ve unutma… sonunda mutlaka burun kıvır pişmanlıklarına. Dolu bir nefes al ve tut içinde utangaçlığını. Öksür… Boğulacaksın… 43 yorum var - 12 Ağustos 2008 17:19hepimizhiçiz... Zamanın bilincini kaybettiği anlarda, olası seçimlerinin, doğal sonuçlarını düşünmenin tadını çıkarıyordu çocuk. Zamansa; Alnına açtığı çukurda biriken sularla serinletiyor hevesini. Her sene biraz daha erken getirme peşinde sonbaharı. Görüp görebileceği tüm güzellikleri sıkıştırmış bulutlarının arasına. İcabında yağacak… ve kuşkusuz ıslatacak… uğultusu cabası. Zaman ki; Çoktan yıkmış, masal evlerinin hayallerini…akşam sefalarını…ıslandıkça gözlerinin balkonuna mandalladığın umutlarını… ve zaman; hiçbir aralık sunmaz sana güpegündüz beslemen için düşlerini. Göz kamaştırıcı geceler besler yalnızlığın için… Şimdi; Bir düşle çocuk; düşlerini dalga dalga zamana yaydığın umut denizinden bir dalışta kaç vicdan çıkarabilirsin? Olmadan beceremem kuşkusu… ve becerilme korkusu !. 46 yorum var - 07 Ağustos 2008 00:54" Ben, kaderimin önüne geçip, seçimlerimin arkasında durmanın derdindeyim… " Sessizlik lütfen; Sönük lambalar, lavanta kokular, adrese teslim bakışlar eşliğinde çıktı sahneye kadın. Uzun kirpiklerini yaran huzmeleriyle süzdü seyre gelen kalabalığı… ve bembeyaz yüzüne çarpan ilk spotla sahnelendi dişiliği tüm görkemiyle… Güzeldi. Çok güzeldi… kadın… Karanlığı yaran, siyah, yarı saydam jartiyerle örtülü bacaklarını uzattı önce sahneye. Bir adımda alıverdi dudaklarına hasret mikrofonu… Ve kulağa hedef ilk notayı fırlattı üzerinde dolaşan gözlere. Sahneye amorf duran masalar irkildi. Tedirgince eşlik etme telaşına giren sesler, takıldı genizlere. Nefesler çekildi masalardan ciğerlere ve üflendi yuvarlaklar eşliinde iç çekişler. Nakarat kollamaya başladı sandalye sakinleri… ki detone olmayacakları tek yer nakarattı. Konsomatris edasıyla masalarda gezinen bir kaderin tınısıydı. Göz ardı, kulak arkası edilen… Kadınsa; Susuyordu her nakaratta. Kulaktan dolma da olsa bir eşliğe yatırıp gözlerini. Ama karanlıktı. Belki de kendi saklı yaşamlarını görmek istemedikleri için sahnedeki yaşama çevriliyordu yüzler. Ses kimin umrunda? Güldü… Şarkısı çoktan bitmişti. Bir dikişte içmişti tüm notaları. Çakır keyifliğine sebep de buydu. Omuz genişliğinde açık bacaklarının arasından çekti alkışı içine. Gerile gerile, salyalarla sertleşen alkış ilerledikçe üzerine, yaslamak zorunda kalıyordu sırtını perdeye. Oysa kadının içine mevsim normallerinin üzerinde alkış yağıyordu… Ve Perde ! Alkışlara meze... 43 yorum var - 31 Temmuz 2008 02:43hepimizhiçiz... ... Yokuş aşağı alın terinin aktığı, dar, sağlı sollu park eden arabaların yan yana yürümeye engel olamadığı yerlerde oynayan çocuklara özendim hep. İlk yarı aşağı kaleyi seçmenin en büyük avantaj olduğu çift kale maçlarına denk geliyorum bu sıra. Duvar paslarına ortak oluyorum. Kaldırımları ana-bacı kaynar, iki yakası bir araya gelmez, ergen bakışlı sokakları geçmek mümkün değil ortaklıksız… İlk yarının tüm avantajını döküyorum alnımdan sokağa. Sonuna kadar sesi açık gözler değmeden üzerine yürüyemezsin. Köşe başı bekler umutlar süzer eleklerinden bir çırpıda. Mahalle berberinde yapılan saçları dağıtacak rüzgara tahammül edilmez… hemen hemen her kolda bir sevda çarpar göze.. takılma.. baştan savma dökülen asfalt, alır koynuna. Ortak alınan bir paket sigaranın bereketini hissedersin 2 mahalle aşağıdan. Hızlı adımlarla geçme. Ki zamansız pas hatalarına yol açma… Akşamları çitlenen çekirdeğe yoldaş yitirilmişlikler vardır. Hayaller çitlenir, çiğnenir ve yutulur sırayla. Tırnak kadar lokmalar düğümlenir boğaza. Bir iş olsaydı ya… şöyle askerden gelince.. olmaz ya bi de sigorta… kimbilir kendi asfaltımızı dökeriz birgün kınalı ellerimizlenin telaşıyla gidilir evlere birer birer dağıtarak arkadaşları… Annenin açtığı kapıdan verilir babaya selam. Kardeş kokar ev… önüne gelen ilk anaç lokmadır ertesi güne devreden umutları besleyen…bir çağrı gönderilir uykuya.. artık gece soluk soluğa akacaktır yokuş aşağı… Savrulur ay ve tutulur güneş… Günaydın… 74 yorum var - 27 Temmuz 2008 17:20hepimizhiçiz... hfsfyfsgtjgdfs fdsfs fdsfjkl şkghkto fbsjy fdsr dediğinde, kjshs fseub frlm flıjrewhhu dı yüzüm... hbfesjfhkf dsrfhu rusyjsçf fesuksa lad aerke dasç çoktan gitmişti. dseköök ehkra dea lamkfe ehure desvns fseşgr nfksk fseıjx fseu kne ? ödesebh fsehs ashgem frşrpşt fns bi yerde.. gsdrh rgrljt gfdhkut grjbmfdşğtyrf. tkşrk trert. ktrtrş reklerç relnt rlrşöt. danhbes fseksf fsekesöf fsrşgrtew rwyerl rwşrwe newp pw ğwrpjs kalan.. kdaer triew rwgy ğr şisş frskhw lşs dwa. hfe deej agtaftrş ubehs nlıere... fnnr rtökw trğrlşf rwlrm... rtemg... ve hjfshh fsrksl seljıtsh svhrtgl fsşrt sfkuhsç fsisers artık. işte eyle... 9 yorum var - 26 Temmuz 2008 00:31hepimizhiçiz… akşamlar nerelere gittiniz? Ve ben; Bazen hiçbir şey düşünmediğimi düşünüyorum. Her zaman rastladığım yalnızlıkların hiç biri benim değil. Aslında biliyorum…Çoğu şey bana ait değil. Aklımdan geçen imgeler bir cümle olmanın telaşında. Gel-git dilekler, yakamoz yüzler, yap-boz anılar… hepsi sendeliyor dümdüz kurduğum düşlerde. Iska geçtiğin cümleler de yok değildi hani… alışkanlığın gözü kapalı vurmalardı. Bu şekilde ortağı olabiliyordun belki de kuramadığın düş/lerin… tökezlemeye sebep bir karartıydı hayat ve sen en büyük ortağıydın karanlığın. Derken zaman; Sularına serili kırıntıları geri aldı sormaksızın. Zemheri denizine düşen yakamozlara baktın önce… gözlerini kapattın ve daldırdın parmaklarını içine… izlerini aradın el yordamıyla. Sendeledin…Dibi gözükür bir yalnızlıktı ortağı olmak istediğin düş. Ve; Şimdi hiçbirşey düşünmediğim her ara; Artık sana manzara Çektim fişi. 25 yorum var - 18 Temmuz 2008 16:32hepimizhiçiz... Sus.. Her bir hücren yıkıntılarıyla paylaşsın yokluğunu bırak.. Kibritin kör ucuyla yak çırasını hayatın. Bırak kıyamet senin ellerinde kopsun ve dumanıyla boğulsun gece boğazına kadar çamura bulanmış bir şekilde. Hiçbir köşe kalmasın teninden dökülen yaşlardan nasibini almamış… Bir mum ışığına kalalım sonunda, bir cılız ateşe kanalım… Yanalım küçücük aleviyle, yakalım kirlenmiş bu şehri yüreğimizin şeffaflığında. Geriye sayalım… geçmişe sövelim tüm yalnızlıklarımızı. Mengeneye vuralım güneşi, kalıba vuralım izleri. En aymaz aşkları savalım başımızdan, en gözü pek sevdaları alalım kelepçemize. Oysa; bir düş yaşadım... hiç biz olamayan.. ve hiçbir şey olduramadığımız.. bir düş... yaş(l)andı/m.. Gel gelelim bir taştı nihayetinde konuştuğum, omzuma değen sadece bir örtüydü ve avuçlarımda hissettiğim sadece bir avuç topraktı. Gerçek olan da buydu; Ve ben hayallerimi gözlerime astım bugün… ve yarın... Peşinden gidilecek bir koku bulabilir misin beden çöplüklerinde bilemem. Doğum kokunun sindiği nice gece dönerken parmak yalatan bir tada, cenin kokusu kalır leş sevici damaklarda… Yara kokusu ne beter… ilik ilik işliyor beyne. Gel gelelim senin farkında olduğun tek yaran… Apış aran… 38 yorum var - 16 Temmuz 2008 23:33hepimizhiçiz... Her şey amcamın 97 senesinde altılıyı koymasıy… pardon tutturmasıyla başladı. Nasıl sevinmiştik yarappi. Salondan mutfaga dıgıdık gidip, sevinçten kişnemiştik sabahlara kadar… bu sevincimiz amcamın yengeme “ ben komünistim daha fazla duramam buralarda “ deyip Rusya ya kaçmasıyla gölgelendi. Daha sonra amcamın Ruslarla çekilmiş fotoğraflarını ve video kayıtlarını izlediğimizde iyice soğumuştuk bu camiadan… Neyse; Ama ” lan ben niye tutturamayayım benim neyim eksik “ gazı çoktan damarlarımda dolanmaya başlamıştı. Hemen ertesi gün gidip bir Yeni Puanlı aldım bayii den…boş boş baktım tabi önceleri. Galop, sprinti orjin… allahım ne zordu. Atların isimlerini jokeylerle bile karıştırdığım olduydu. Derken iyiden iyiye işin kurdu olmaya başladım. Evet artık ganyan bayisine gitmemem, o ortamı koklamamak için bir sebep kalmamıştı. Hemen çıktım evden. İlk gördüğüm ganyan bayisinden daldım içeri. 44 nolu ganyan bayisiydi. Günler geçiyor, oyunlar oynanıyor lakin cebe kuruş girmiyordu. Ama yeni arkdaşlıklar, sıkı dostluklar kazanıyordum bu süper ortamda. Bu süreç bir hayli uzamıştı. Sene 2005 olmuştu ve ben de daha tık yoktu. İyice sinirlenmeye başladım. Lügatıma kazandırdığım küfürleri bir bir sıralıyordum ganyanda yarışları izlerken. Derken; Birgün yine sabahtan gittim bu sevgi yuvasına. Çayım geldi ve birkaç otlakçı… “ tek var mı tek ehehehe “ diip, saygısızca sigarama uzanan ellere çakı çakıveresim gelirdi lakin çok kalabalıklardı. Sanki üzerimde bişeyler dolanıyordu. Bir aşk ile verdim kendimi bültene. Galoptu, handikaptı şarttı derken bi altılı çıkardım. Biraz tuzlu geldi. Bi at çıkarayım öyle yatırırım dedim. Gişede cemil abi vardı. Yaz kış atletle oturur, terlikle gezerdi bu gizemli kişilik.” Abi baksana bi “ dedim elimdeki oyunu gösterip. “ hmm bu olmaz tafo “ çok at var gereksiz deyip beni başından savdı. Yerime geçip tekrar konsantre olmaya çalıştım fakat olmadı. Oynamamaya karar verdim. Tam o sırada karşımda oturan adam “ bakıyım genç oyununa “ diyerekten benle bir iletişim kurmaya kalkıştı. Kuponu uzattım. “ hmm “ deyip yatırdı o bebek kuponu. “ tutarsa % 10 u senin “ diye ekledi pis pis sırıtarak. Yarışlar başladı 1, 2, 3, 4, 5 derken son ayağa kadar geldik. Son ayakta da yazdığım atlardan biri gelince adam “ soktum çomaaaaaaa “ diye fırladı yerinden. Bense boynumu tutamadım. Düşüverdi önüme usulca. Sonuçlar açıklandığında adam tam 346 bin yetele nin sahibiydi… Sözler, vaadler, edilen yeminler neyse de… hala sancıdır içimde... giderken yanağımdan aldığı makas… 18 yorum var - 14 Temmuz 2008 16:59hepimizhiçiz... boylu boyunca uzanmış, can arıyor...düşler doğuran uykulara dadanmış biçare... öpülesi gözleriyle kapatıyor havayı her kırpışında. kıyısına bile gelmeden ayaklarını ıslatır yağmur ve boğar çamuru. toz kalkmaz düşlerini en çokta... çamura gebe her yağışta. oysa en oluru buğulanmasıydı gözlerinin ki yüzünün suretini çizecekti. yavaş yavaş ancak bu şekilde akabilirdi derin uykuya. kaldırımların altında kalan, yokuş aşağı, suya nazır odasında dalmıştı açıklarına. bir " an " dan bir " anı " yaratacaktı. heyecanla koşuştururken sokaklarında düşünün, kimseye dokunmadan ilerlemenin derdindeydi. her tökezleyişinde uzanan ellere aldırmadan devam etti ılık ılık akmaya. bir akıntı olmalıydı. ki çırpınışını farketmemeliydi " anı " ları azgın suda. olmadı... bunca yorgunluktan sonra nefes almak için girdi bir çıkmaz düşe. sokaklarında akan sular ayak bileklerinden başlayarak dolanmaya başladı bedenine. aldırmadı. bir "an"da dalıverdiği düş boğamazdı onu. o ki koşarak geçmişti ayaklarının alına serilen denizin üzerinden. nefeslendi... artık çıkmalıydı yatağına. daldığı yere geldiğinde çoktan alabora olmuştu yatağı. derin bir nefes alıp daldı odasından açılan pencereye son bir umutla... sokak, suyun teninden aldıgı tozla örmüştü kaldırımlarını. ve düşler; eleklerini çıkarmış, billur ırmağında hevesle, aşkla, onurla büyüttüğü, ama artık ancak çamurundan çıkacak bir maviliğin avcılarıydılar. ganimetten çok anlatacak bir "anı" artık.. ellerinde kuruyan çamurun ! 17 yorum var - 08 Temmuz 2008 21:30Eğer sevişebileceksem, kayıp bir şehirde tüm pişmanlıklarımla; geceyi üfle karanlığa, göm keşke’lerimi... Suçsuzlukla örtünsün üstüm, günahlarım yarattığın rüzgârla yok olsun... Omuzlarım düşsün yere, öyle ki hafiflesin bedenim... Hiçbir borcum kalmasın yaşamdan karanlığa... Eğer sevişebileceksem, kayıp bir şehirde tüm geçmişimle; baharda yeşeren bütün yaprakları dök gözlerimin arkasına... Hasreti mesken tutsun ayaklarım, çocukluğumdan kalma bir duygu sarsın içimi... huzur olsun gemiye ilk atlayan ve hüzün olsun gemiden ilk atlayan... Hiçbir iz kalmasın kara kaplı defterden geleceğe.... Eğer sevişebileceksem, kayıp bir şehirde tüm sanrılarımla; ‘gök’yüzünü boya gri bir koyuluğa... Böyle seveyim yüzünden dökülen her bir mısrayı, böyle dileneyim gözünden süzülen her bir harfe... Bırak..!! ıslıkla anlatayım kendiliğimi... Yetmediklerim ve yetinmediklerim karışsın birbirine... Hiçbir hayal kalmasın gerçekliğe bulaşan... Eğer sevişebileceksem, kayıp bir şehirde ölümle; ince bir mezar aç toprağın kınından çıkarıp... ölümümü senin ölümünde arayayayım, gözlerimin perdesini araladığımda sadece seni bulacağım bir yer olsun... Öyle ki ne kadar çok ölüme düşersen hepsi bana olmalı... Ve bana düşmeli nefesinin son bulduğu an... Sen ölüm ol, ben sana öleyim... Hiçbir soyutluk kalmasın senin cennetinden başka.... Şimdi, 34 yorum var - 05 Temmuz 2008 19:51hepimizhiçiz mucizemi bekliyorum.. mucizem için gel.. o deniz kentinde iki yakası bir araya gelsin şehrin.. bu bir adamın rüyasıdır.. Fasliyev ; biliyorum... ben çok ge(n)ç öleceğim. pek telaşlı değilim. yani en fazla senin kadar telaşım. bihabersin, aklının ucundan geçmez son/umuz. aklın... ki uçurumlara gebe. her yanı uç...yanmış... terkilerine düşeceğim.her el atışın bir dokunuş. neydi ki beklediğin? teninden kaymaz bakışlar? Tenin biraz pervasız. bakarsın en ummadık anda tutuşur. yanık kokar gülüşün ve alev saçar gözlerin... ıskasız, nokta bakışlar yaraşır mı ki her bedene? ama ruh da görünmüyor ki göze... Üzerine yaslanan her ruh ! bir ecel olamaz. kaderin olmaya mahkum ettiğin her seçimin, dolanır, yumar gözlerini ardından... Gözlerini kör eden elleri tanıyamazsın...ama haklısın... ruh da gelmiyor ki ele avuca... biliyorum ge(n)ç öleceğim... yani gözünü yatırdığın "ah"larının birkaç vakitlik rötarı şu nefesler. Devrildiğinde bir acı(n) başka bir acı(n)ın üzerine, bir derin nefes al terkinden... hüzünlen... ki için ısınsın.bir mucize olsun... kor ruhuma layık... o adam sensin. sen bekle adam Romantic Voyager a... 17 yorum var - 02 Temmuz 2008 22:14hepimizhiçiz... " Yanıyordu gökyüzü.. Tenlerinin üstüne örttüler alevleri. Hücre hücre çığlıktı gözyaşları artık. Yanık koktu yüreğimizin bir ucu, 15 yıla sığdırılmaya çalışılan bir cinayetin izi yapıştı tenimize, elimize kiri tutuşturuldu, yüzümüze isi. Hangi sazı alsak kelepçeli, hangi karanfili koparsak mahpus. Vesikalanmış bir vatan, damgalanmış bir ulus, lekelenmiş bir insanlık, yüz/süz bir halk…. Madımak hâlâ yanıyor. Sivas’ ta atıyor yüreğim ve orada yanıyor tenim. Sön/me ! Yan Madımak ! 13 yorum var - 01 Temmuz 2008 23:20hepimizhiçiz... Kimbilir hangi heyecan dolanıyor damarlarında… ve hangi nabız her an diri tutar soluğunu. Tek solukluk gözlerin, kimbilir kaç göğsü dinlendirir artık… Kimbilir hangi yalan için dönüyor artık dünyan… ve kimbilir kaç gecen talan edilir daha. Kaç öğün bölünür artık uykun kimbilir sabah diye… her telaffuzda yenilenen “ sen “ kimbilir kaç kez kullanılırsın pis ağızların cümlelerinde. Bir adımda çıkılası cümleler kimbilir kaç kez daha devrilir üzerine teninin… Kimbilir hangi masallarda dolanacaksın kahramanlıklar peşinde… kaç mola vereceksin kimbilir şarampol yolculuklarında… kimbilir kazara uçmanın derdindesin belki. Bu yüzden her dönemece koşar adım gitmen. Kimbilir daha kaç rüzgar savurur seni… Ve kimbilir; Hangi ayın 21 i can verir bundan sonra sana? Anlayabildin mi? Sanmam... 18 yorum var - 01 Temmuz 2008 15:58hepimizhiçiz... her sokak başında bir intihar oluyorsunuz..... sürülüyorsunuz....! önde bir çoban, arkada bir köpek....! bu kadar sürünüyorsanız ve sürüyseniz... yüreğiniz nasıl kokuyordur söylemiyorum bile... gün olur devran dönerse.... otlayacak yeriniz kalmayacak...! katilleşiyorsunuz.... kendi cinayetinize kurban gidiyorsunuz.... siz geçerken biz de kapı ardından sizi seyrediyor olacağız.... geç kaldınız mezarlarınızı kazmak için..... ne çok hayalimizin vurulmuşlarıyız.... uyandırın vurulan yanlarınızı.... sizler tanrılara ait oldunuz.... iddialı düşlere vardık hergün... ilerledik sonra... sustuk... 3 2 1 fena yitiyorsunuz...! 22 yorum var - 20 Haziran 2008 17:26hepimizhiçiz... Bir sözden yola çıktık. yol... göze alınası bir mesafe. yol...hani en uzak ihtimallerin kayganlaştırdığı... salyalarımızdan dahası aklımıza gelmiyordu bu kayganlığa sebep oysa... ihtimal... olsa olsa hevesimiz akardı ayaklarımızın altına... ya da en fazla yağmur. mevsimiydi çünkü. şöyle bir yağsa rahatlayacak sanki ... ve yağdı da... zor olmayanı yaptık... ıslandık... çünkü; ayaklarımızın kaymasına bahaneler bulmalıydık. ellerin kayması birbirinden kimin umrunda? dilimizden kayan sözler, aklımızdan düşen düşler...paça sıvamaya sebep... nedenler gerekliydi düşlerimize... illa ki kayıp düşmeliydiler...düşün/celerimiz... ve; ideal uyku mesafesi yolumuz, tek bir rüya görmeye yetmedi. gerçekleşesi... düşler sürekli molalarda.hani ihtiyaç duydukça verdiğimiz... ellerimi terleten Söz(cük); bir zincir vur ayaklarından ziyade beynine... Söz mü? Söz/cük seni... 29 yorum var - 25 Mayıs 2008 14:44hepimizhiçiz… Önce; Soluksuz tükettiğimiz masallara kahramanlar bulamaz olduk…oyunlarımız... ahh o eskiyen oyuncaklarımız… oyunsa bu oynanan; son için mutluluğu mu bekliyorsunuz siz zavallılar.... dağılın... Sonra; Anlaşılmaz bir alkış…ayağa mı kalksak yoksa yerimizde mi sevsek sonumuzu… Nasıldı? Ah ah yine yapmış yapacağını yönetmen değil mi? En olmaz yerlere kurmuş yine tuzaklarını… anlamıştım ama elim terliydi. Allahtan el ele izliyoruz. Ve vakit öldürürmeye çalışıyoruz sadece… sakat kalması kimin umrunda?...samimiyetsiz bir kritik yapma çabası oysa bizimki. Neden samimi olamadık acaba o kadar da sevişmiştik halbuki… Üff Tayfun… 29 yorum var - 14 Mayıs 2008 23:30hepimizhiçiz... Ve yüreğini pişmanlığa çarptı, gitti tüm asaletiyle… Ve şimdi yalnızlığın anlamını yaşayacak tüm kalabalığıyla. Dar bir alan, kasvet desem yeridir adım atamazlığına… Ve artık omuzlarına yüklenen ağırlıklar öpülesi kabuğunu kıracak. Terkilerin dolu, ömrün çıtır… Kabuğun ne yapsın? Oysa yitmek olgusunun yoksunluğuna bulaştırmadan kendini, kaçmaktı amacı. Anlatabildim mi? 23 yorum var - 13 Mayıs 2008 02:28Ellerim terler…ve anlatamam. Tuzu yarayı sarar mı bilemem, çamurunun buladığı kadar. Avucumda kalan son küllerini savurdum ateşinin bir nefeste. Kıvılcım her düşüş. Bilmem nereye giderler. Nasıl olur? Anlatamam ki… Küllerini avucumda biriktirdiğim sigara… söndün… Bir daha anlatamam. Anlatabildim mi? 17 yorum var - 11 Mayıs 2008 20:33hepimizhiçiz. Sebebi olmadığım şeyler için üzülüyorum. Sebepli / Sebepsiz… Önümde kocaman bir deniz.. Hani boy verirken boğulduğun… Dizlerimi geçmiyor oysa ne kadar ilerlersem ilerleyeyim. Üzülüyorum yosunlu ellerimden kaydığın için. Tırnak izin, parmak izlerin kadar derin bende. Hani kanattığın… Önümde kocaman bir koridor… Hani yankılandığın. Duvarlarını boyadığın kelimelerinle…Kokmuyor oysa gözlerimi dikmedikçe. Üzülüyorum bir adımlık olduğu için koridoru geçişimin. Hani kaybolduğun… Önümde kocaman bir sokak…hani kapı önleriyle dolu. Karşıdan karşıya geçmek için can atılan, kaldırımlarına takılınan. Ellerimizden tutup, yağmurlar düşürdüğümüz toprağına… Önümde kocaman bir orman…hani dallarında salladığın…karanlık. Çıtırtıların cesaretlendirdiği kaçışını. Dalların arasından yüzüne düşen ufacık umut ışıklarıyla aydınlanan… üzülüyorum hep gece… hani uyuyamazlığın… Önümde kocaman bir kaçış… Koşar adım emeklediğin. Hani dizlerini kanatan…Ölüm bir adım ötede. Kaçış imkansız sanki. Üzülüyorum böylesi seyrederken ölümü senin o kendi halinde hareketliliğini, beni takip eden ölümü unutuyorum… hani her aklına geldiğinde titrediğin… Ve; ezgi; Yeter...! Gel... ayrılır gibi değil kavuşur gibi ölmek lazım... kaçar gibi değil uçarı bir çocuk gibi teslim yakalanmalı... hayat yoksa, ölümün ne anlamı var ki... Haydi Sobe… 26 yorum var - 01 Mayıs 2008 01:00Sen' li Ben' li hepimizhiçiz... Münharif bir hayatın pençelerinde boğuluyordum.” Gel gelelim “ sen sadece ifadesiz kalıyordun, gözlerimde seken bir gözyaşında… Dokundukça sana; parmaklarımı yitiriyordum tenindeki ateşte. Hep bir hikaye olalım demiştik. Kahramanlar önemli değildi. Ama “ gel gelelim “ gördük ki sadece tek sayfaya sığmıştık. “gel gelelim “ bulanık bir şeyin izleri var burada, demiştin o zamanlar; şimdi unutulmuş olmak gözlerinin kör atlasında, ne acı. bir masalın içinde yeşeren hayatlar kurmak. ve; “ gel gelelim “ ellerim kirletmiyor artık kelimelerimi. hikaye yazmadığımdan olsa gerek. böylesi mi revaydı, bunu mu haketmiştim bilmiyorum “ gel gelelim “ yavaş yavaş, yekayek ölüyordum... geride ellerimin izleri. yeat' s “ Gel gelelim “ buz kadar yakıcı parmak izlerini taşıyorum oysa... bazen ateşten daha yakıcı oluyor buz.dokundukça o ize hapsoluyordum tek bir sayfaya... tüm sayfaları kendimizle doldurmuşluğumuz aslında bizi tek sayfaymış gibi gösteren. gel, gidelim... 18 yorum var - 28 Nisan 2008 23:56gerçek bi hikayeden alınmıştır :( Tek çocuktum…Güzel bi çocukluk geçirmiştim.. ne desem olur, ne buyursam yapılırdı. Dediğim dedik, çaldığım düdüktü bi nevi…evet bi nevi… Gelgelelim bu tavır beni iyice yoldan çıkardı zamanla. Yalnız kaldım. Kimseyi, hiçbirşeyi beğenmedim. Beğenemedim… hayata hep kendim anlam katacakmışım sandım. Taa ki liseyi kazanıp Manisa ya gidene kadar. Evet “ Anadolu lisesi lan boru değil İngilizce neyin öğrenirim “ diye gaza geldikten birkaç hafta sonraya kadar… Soğuk bi şehirdi… küçücüktü, tefecikti… sürekli geziyordum çözmek için bu kasvetli şehri sempatik bir yüzle. Belki de beklediği anlam bendim bu şehrin diye… Okul açıldıktan bi kaç gün sonra öğle arasında yemek yimeye gittim.Dönerken yolu kısaltmak için diğer okulun tellerinden atlayıp ortak bahçemize indim. Bi kalabalık vardı. Çıkardıkları ezgiler kulaklarımı tırmaladı. Merak ettim. Evet meraklı bi bünyeye sahiptim. Sorgulayan, didikleyen bi yapı… araştırmacı eğitime gönül vermiştim, ezberciden çok…Bi bakışta anlamıştım..Bando takımıydı… Yaklaştım biraz tırmalayan sese okşar belki ruhumu diye…entel entel gözlerimi kısıp böle pis pis “ nedir sizin olayınız “ der gibisinden baktım. Anlam veremediler bu tavrıma. Birbirlerine bakıp o güne kadar görmediğim bi kaç el hareketinde bulundular. İletişim şekilleridir deyip pek oralı olmadım. Taa ki aralarından en tıfıl olanının bana “ ne bakıyon len çemçük “ demesine kadar… oralı olmadım.” Sana dedim yarraaaaam “ dedi ikinci bir ses… kafamı öne eğdim, duymamazlıktan geldim.Belli ki heyecan adamlarıydılar, ekşın insanlarıydılar. Bu hareketlerim onları daha da tahrik etmeye yetti. Zilci olanı ( en tıfılları ) gelip bir çelme taktı bana. Dönüp bakmama fırsat olmadan kafama bir borazan darbesi geldi. Ve ardından kulak tırmalayıcı bi “ kötenkkk “ sesi… oysa ben okşasın isterdim. “ nooluyooo yaaa “ diyecekken tam, grubun diğer elemanları da enstrümanlarını üzerimde kullanmaya başladılar.İbneleri görseniz senfoni orkestrası sanarsınız ya:( (pardon sinirlendim bi an) Bi ara yerdeyken gözüm bizim okulun kapısına ilişti. Gramer English inn use hocamız pıtı pıtı içeri kaçıyodu. Koca okul camlarda bando takımını izliyorlardı. Artık hissetmiyordum. Çok sinirlenmiştim lakin diklenecek fırsatım bile olmamıştı. Güzelcene tozumu alıyolardı ki sekreterlik sınıfından bi kız gelip beni kurtardı.koluma girip beni okula soktu. O kısa mesafede bi kaç el hareketi yapıp sinirimi çıkarmaya çalıştım karşı taraftan. En son olarak işaret parmağımı boğazım altından cevval bi şekilde geçirmek suretiyle “ bittiniz olm siz “ mesajı verdim karşıya. Ama olmadı, geçmedi sinirim… bi kaç gün sonra hayatımda radikal kararlar almam gerektiğini düşündüm. Evet 1 hafta iş göremez raporunu gördükten ve arkadaşlarımın yersiz ve gereksiz şakalarından iyice gaza geldiydim. “ hacı davulcu iyi tokmaklamış hihohohohhoh “ diyen Gökhan ın pis, akneli erge suratını gördükten sonra “ de siktirin len hibineler “ diyerek ( yüksek sesle ) ne kadar kararlı olduğumu bi nebze olsun gösterdim. Tabi pek sallamadılar bu tepkimi. Televeizyon izleyip gittiler. Karate öğrenip ağızlarını burunlarını kırayım dedim teker teker yakalayıp,” 6-7 ay lazım en az o kıvama gelebilmen için “dediklerinde “ sinirim geçer lan o zamana kadar “ deyip vazgeçtim. Okula döndüğümde bir bando takımına tek başına dalmış kişi muamelesiyle karşılaştım. “ dayak yedik hafiften ama siz onları gördünüz mü, birinin kaşını açmışım o sinirle artık nasıl vurduysam “ diip onların okşayamadığı ruhumu okşadım. Millet de “ öyle abi iyi kapıştın “ falan diyerek yeterli gazı vermişti bana. Ama kıllanmıyo değildim hani. Daha sonra o kıllanmanın borazan darbelerinin bende bıraktığı iz olduğunu anladım. Unuttum olanları zamanla, duvar yapmadım kendime… bunu dert etmeyişimin sebebinin de yerdeyken “ çıhhnnnnnn çıııhhhıınnn “ diye kulaklarıma vurulan zillerin olduğunu öğrendiğimde bile… Küsmedim müziğe ve bu kaba şehre… Hea kırıldım o ayrı… 25 yorum var - 27 Nisan 2008 03:26Gecenin gizemi esir almıştı O' nu... Hikayesinde başka tasvire gerek duyulmuyordu geceyi anlatmak için. Yalnızdı. Limanı hep boştu.Kalın gözlükleri ardından seyrederdi boşluğu. "Gizem" diyordu hep. Karanlığından, kasvetinden değil, albenisinden, ilhamından bahsederdi hep... Sıkıntılı bir geceydi O' nu en son gördüğümde.Televizyonun karşısına geçmiş Sinan Şamil Sam'' ın boks maçının başlamasını bekliyordum. "Ulan adam hem bokstan, hem sponsorlardan hem de atlar parayı vuruyo heeaaa" diye iç geçirirken, telefonumun acı acı çalmasıyla "Ananı!!..." diyerek sıçradım. Numara gözmüyordu. "Efendim" diyerek açtım telefonu. "7 gün içinde öleceksiiieennn" dedi bir ses. "Ne diyon lan? Sen de kimsiniz!!..?" dedim tırsak bir ses tonuyla. "7 gün içinde öleeceeaağğssiiieeyyynnnn" diye tekrarladı. Korkudan ne yapacağımı bilemez olmuştum. "Abi ben size ne yaptım yaa" dedim ağlamaklı sesimle. Tam "7 gün" diye tekrarlayacağı sırada "tıııssstt eki eki eki" diye bir gülüş kulaklarımda çınladı. Evet arayan O idi. Müjdattı. Gizemin ve gecenin sahibi... "Abi yapma bak allah adı verdim" dedim. "Tamam lan korkma kalk gel hadi" dedi. "Abi olmaz maç var başka akşam inşallah" dedim. "Başlatma lan maçına kitabımı bitirdim, son şeklini görmeni istiyorum Tufancığım" diyip bana yeterli gazı verdi. Çabuk gaza gelen, atak bir yapım vardı.Bende "hemen geliyorum Müjdatcığım" diyip samimi havayı devam ettirdim. "Birşey lazımsa alayım gelirken" diye yarım ağız sordum. Zira çok yüzsüz, arsız bir kişiliği vardı. Beni yanıltmayıp "Bira al hocu 10 tane içeriz" diyip kapadı telefonu. Sinirlendim durdum, kendime kızdım. Arayıp "Almıyom lan, git kendin al" diyesim vardı. Lakin tırsak kişiliğim bir çok şeyde olduğu gibi bu durumda da beni bazı tepkileri vermemem konusunda bastırmıştı. Bir kaç saniye sonra telefon tekrar çaldı. Bu sefer kısaydı telefonun verdiği acı. Çağrı yapmıştı. Aradım. "Çerez de al kuru kuru içilmez o" dedi. Telefonu kapatıverdim. Tekrar çaldırdı. Aradım. "Ne o lan trip mi atıyon hoşaf" dedi. Tatsızlık çıkmasın diye alttan aldım. "Olur mu abi, ayıpsın" diyip o kapatana kadar bekledim. Tam birşey söylecektim kapadı telefonu. Vurdumduymazlık bazen O' na çok yakışıyordu. Daha önce hiç kitaplarını okutmamıştı bana. Şaşırmıştım. Hemen giyinip çıktım evden. Yağmur vardı. Ne zaman yağmur yağsa aklıma ilk aşkım İlkay düşerdi. Saatlerce dolaşırdık yağmur altında. Ayakkabılarımıza dolan sulara inat koşardık birbirimize.Ta ki abileri beni mahallelerinde kıstırıp yağmurdan beter ıslatıncaya kadar... Ayrılmıştık... Ama yine düşmüştü aklıma. İç çeke çeke Müjdat ın evinin karşısındaki Tekel bayisiisine girdim. Nevaleyi aldım. Zile basmak için kapıya yöneldim. Aklıma birden lise günlerimiz geldi. Ben ıslık çaldığımda hemen cama koşardı eskiden. "Dur lan eskisi gibi ıslık çalayım, o anlar" hem böle daha bi samimi hava yaratırım dedim kendi kendime. Ki bu davranışım ne kadar vefakar bi insan olduğumu ona bir bukle daha kanıtlayacaktı. "Fiyuuuttt" diye bastım ıslığı. Cam boştu. Tekrarladım daha sert şekilde. O kadar sert ve istekli çalmıştım ki yağmurdan beter ıslanmıştı parmaklarım tükürüklerimden.kotuma sildim parmaklarımı ve bekledim. Yine boştu cam. Sonra tekrar denedim... Tekrar...Tekrar... Karşı apartmandan gelen sert bi sesle irkildim aniden "Leeaayyynnn siktir gece vakti ıslık çalıp durmaaaa!!... "Hemen zile koştum. Kapı açıldı. Karşımda fanila ve pijamasıyla duruyordu. Yorgun olduğu belliydi. Sakalları uzamış, bıyıklarının kenarlarında yemek kırıntıları vardı." Aldın mı lan ibine biraları" dedi. "Aldım" diyip poşeti eline iliştiriverdim usulca. "Geç içeri ben geliyorum" dedi.. Oda en az sokaklar kadar sakindi. Fakat Müjdat ın ısrarla bahsettiği gizemden zerre nasibini almamış gibi duruyordu. Kedisi bana baktı. "Napıyon lan Pisişik" diye sırnaştım. Oralı olmadı kedi. Oturdum. Gelmesini bekliyordum. "Kusura bakma Tufancığım motor bozuldu bugün" diyerek ve göbeğini kaşıyarak içeri girdi. Tiksindim. Ama belli etmedim. Yapmacık bir gülüşle "Havadandır abi" diyip geçiştirdim. Biraları açtık. Bir yudum aldı ve ekledi "Hele bi civara vir de dostluğumuz pekişsin ehi ehi ehi"... Liseden beri hep bu şekilde sigara isterdi etrafından. Deli olurdum. Şişeyi kafasına kafasına çakasım geldi ama yapamadım. Uzattım. Bir nefes çekip yuvarlak şekil yapıp üzerime yolladı. "Kitap bitti a.k" dedi. "Bu sefer çok yordu, çok sancılı oldu" diye ekledi. "Zor iş abi, boru değil kitap" dedim. "İnsanların benden beklentileri, benim de sorumluluklarım var Tufanım dedi. Yapmacık gülüşlerimden birini daha suratına aşk edip içmeye devam ettim. Yavaşça yerinden kalktı ve kitabı bulunduğu yerden alıp bana doğru uzattı. Tam alacakken geri çekti kitabı ve işaret parmağını uzattı. "Çek lan çek parmağımı" dedi. "Hayırdır abi" dedim. "Çek lan" diyip iyice uzattı. Parmağı çekmemle "Deeuuuttzzz" diye osurması bir oldu. Lisedeyken de böyle yersiz ve tatsız şakaları vardı. İyice tiksinmiştim. Hele ki bu hareketinden sonra 10 dakika aralıksız gülmesi beni iyice soğutmuştu ondan. Bozuntuya vermeyip "İlahi Müjdat" diyip cevval bir hamle ile kitabı kaptım. Kapmaz olaydım... Kitabın kapağında Charles Bukowski ve şarap şişesi vardı... Üzerinde ise "Bana Aşkını Getir" yazıyordu. "Bu ne abi" dedim. "Ne lan olmamış mı? Ama yazılar çok net ve sayfa kaybı sıfır" dedi pişkin pişkin. Evet Müjdat arlanmaz bir korsan kitapçıydı. Hıçkıra hıçkıra ağlayasım geldi. O an içinde bile "Abi çeviren Abi Varto değil Avi Pardo olacak" diyerek yanlışından dönmesini istedim. "haaaa" dedi. Ve hiçbirşey olmamış gibi geceden, gizemden bahsetmeye başladı. "Bu kitabı okudun mu?" dedi. "Evet" dercesine kafamı salladım. "Mahvolmuş hayatlar olağandır. Ahmaklar içine bilgeler içinde..." dedi. Ve bir sigara daha istedi. Vermedim. "Çok ayıp abi bu yaptığın" dedim. Resmen çıkışmıştım. Şaşırdı. Lafı değiştirmek için; "Haaa bu arada İlkaylar arka mahalleye taşınmış" dedi. "Valla mı lan?" diyivermişim. "Yalanım varsa terbiyesiz evladıyım" dedi. Tarif etti evi. Sonra sakinleştiğimi sanıp tekrar "Kitap nasıl hocu?" dedi. İlk defa cesaretimi toplayıp "Tiksiniyorum senden ve senin gibi emek hırsızlarından" diye haykırıdım. Sinirlendi. Gözlerinden ateşler fırlatarak "Ne diyon lan Dingil" deyip beni evden sittiretti. Kedi yine oralı olmadı. Kapıdan çıkarken küfür etmeye başladı. Sinirli olduğu için duymamazlıktan geldim. Zira benim 2 katım kadardı. Yağmur devam ediyordu. Ve İlkay bana bir düşten öte, bir damla kadar uzaktaydı. Kapılarının önünden geçmeye karar verdim ve sokaklarına daldım. 2 dakikaya varmadan bir çift far gözüme pinekledi. Ben yaklaştıkça uzunları yakıyorlardı. İlkay''ın abileri arabanın içinde müzik dinleyip içki içiyorlardı. Kafaları çok güzeldi. Tam yanlarından geçerken cam açıldı ve bana "Len çemçük sen daha akıllanmadın mı heeaaa?" sözleri döküldü sokağa... Daha sonra da darbeler döküldü bana... Yağmur vardı. Biraz da sancı. Ve damlalar gözlerimdeydi artık. Aklımda ise hala İlkay... Korsana hayır... 22 yorum var - 24 Nisan 2008 00:59hepimiz hiçiz... " Tut ki " bir düş yaşadım ve alnımda izi… tut ki sıkışmışım kocaman bir düşe... ve suç/üstüymüş üstüme örtülen.. " Tut ki " bir izim terli avuç içlerinde dolanan ve " tut ki " kış ortasında, zemheri bir ayaz avuçların…" tut ki " ele avuca sığmıyorum..bu yüzden kayışım parmaklarının arasından... " Tut ki " bir çift zar atıyoruz…avuçlarımızda salladığımız.. ve biri hep yek geliyor… kapı alma derdindeyiz her zarda… açık oynadığımızda kırılıyoruz çünkü. Oysa kapılar ardındaydı kırılganlığımız... ne zaman aralandı kimbilir... " Tut ki " kokularımız sinmiş üstümüze… ve siyah bir is var yangınımızdan arta kalan... " Tut ki " sıcak geldim avuçlarına ve kor gidiyorum... " Tut ki " bir hikayeyim kitaplara düşmüş… her dinlenişinde kıçının altına koyup oturduğun… " tut ki " bir iç geçirmeyim... zehrimsi bir nefes… yalnız/ca kendine sığınan bir iç/geçiş... ve sen, " tut ki " bir ezgisin... yakaladığımda babamın ağzından dökülürken, çıldırasıya kıskanıp sahiplenesimi getiren… 12 yorum var - 20 Nisan 2008 23:58hepimizhiçiz... Sanki biraz şüpheliyim. Belki sanmaların eşiğindeyim. sanki ışığım gökyüzüne ya da belki sadece bir izim sankilerin bıraktığı… Sanki kocaman bir yalanım, ufacık gerçekliğe tercih ettiğim ve belki pişmanlığım, sanki biraz gerçekliğim… Sanki kana kana kanmamız lazım birbirimize ve belki bir inanç olmaya…sanki henüzüm ya da belki keşke… keşke hep henüz olsam… sanki acabayım, belki de galiba. Galiba sankilerim henüzlerim… san ki belkiyim…ne çıkar? Sanki zamansızım..belki de bir aralığım. Sanki benim ve belki biziz. Sanki saklıyım ve belki de kayıp gidenim. Sanki ele avuca sığmayınım… belki “ sığ “ım. Sanki derdim…belki dert etmeyişim “ çok şükür “deyişin. Sanki şöyle olsa daha iyi olurdu… belki de böylesi reva. Sanki belkilerin peşindeyiz. Belki de sankilerin.. kimbilir… kimbilir kaç acaba 1 sanki eder? Sanki beklilerde kaybolmuşuz ve belki sağ kurtulamayacağız…belki dağlar dolanıyoruz lakin sanki kuş olmak gerekiyor. Sanki kanatlarımız var ama uçamıyoruz…belki de yakasına takılacak bir rüzgar yakalayamıyoruz… Belki çocuğuz hani sanki büyümüş de küçülmüş…sanki elimiz yüzümüz kir-pas içinde…ama düşünen yok belki oyuna doymamıştır diye. Sanki miyim belki miyim? Bilmem ki neyim. 18 yorum var - 16 Nisan 2008 00:22hepimizhiçiz... hep boynu bükük gelmiştir bana " henüz ". elleri göbekte birleştirir, gözleri yerle..." henüz " yaşamadıysanız sorun değil. her an geliri var. gelişini beklemek, yerle birleştirdiği kıvamda yatırmaz yere gözü... hemzemin bakışmalar, kesişmeyi doğurmadı " henüz ". zamanı kovalamakla meşguluz ve " henüz " bir an(ı) yakalayabilmiş değiliz. yitirmiş olmamız olası değil " henüz ". beklenesi olmuyor her " henüz " bazen " henüz " olmalı. hem de şu anda mesala... küçüklükteki edinilemeyen şeyler bir umut gibi aslında... ki yorar. " henüz " şikayet etmeyeceğim. ne beklediğimizi bilmiyoruz "henüz " ne gelse hep süpriz bize. " henüz " hayal kırıklığına hazır değiliz. " henüz " kahramanlıklar peşinde değiliz, kahramaların peşinde koşmaktan... " henüz " farkında değiliz kahramanlıklarımızın. biz tercih ediyorduk mahmurluğu kahramanlıkları dinleyebilmek için. " henüz " konuşamıyorduk. " henüz " cesaretimizi toplayamadık. ki düze basmaya çalışıyoruz. " henüz " kendimize gelememişiz. ki bizimle gelecek birilerini bekliyoruz kendimize... " henüz " " henüz "başlamamışken kitabın sayfalarını çevirmeye; yüzümüze çarpıverdi bir "son" öyküsü..... " henüz " anlamış olmamız hayal kırıklığı... hayret... |